Yazarlar

Zamanın ruhunu görmezden gelmek yâda ıskalamak

Dilimle karpuz satışı

Son yıllarda ekonomik kötü gidişin simgesi gibi gösterilmek istenen bir olay.

Dilimle karpuz satışı… Kötü bir şey mi? Bence değil.

Eskiden karpuzu taneyle alıyorduk. Hatta 2-3 tane birden aldığımız oluyordu.

O zamanlar çok mu zengindik? Tabi ki değildik.

Fakat aileler kalabalıktı. Ürüne ulaşma imkânı bu kadar kolay değildi.

Ayrıca seyyar satıcılar aracılığı ile kapımıza kadar gelirdi. Taşımak daha kolay oluyordu.

Şimdi ise aileler küçüldü. 2-3 kişinin yaşadığı evlerde 10-15 kiloluk karpuzların taşınması da tüketilmesi de mümkün değil. Sadece bu nedenlerle “Bu yaz, doğru dürüst karpuz yiyemedik” sitemini mutlaka duymuşsunuzdur.

Karpuzun dilimle satılması bir açıdan, üreticinin desteklenmesi anlamına da gelir. Ekonomik ömrü kısıtlı olan karpuz, dilimler halinde satıldığında daha çok alıcı bulacaktır. Tabi ki gerekli hijyen ve gıda güvenliği önlemleri alındıktan sonra. Ayrıca karpuzun dilimler halinde satılması da yeni bir şey değil. 50 yıl önce de dilimle karpuz alıp yemişliğim var. Canınız çektiğinde dondurma almaktan, ekmek arası bir şey yemekten ne farkı var bir dilim karpuz yemenin…

Köy Enstitüleri yeniden açılsın

Köy enstitüleri 1940 – 1946 arasında faaliyet göstermiştir. Türkiye’nin 17 değişik bölgesinde açılan okullardan mezun olanlar öncelikle kültür – edebiyat ve diğer alanlarda unutulmaz işlere imza atmıştır.

Son yıllarda sosyal medya da bir Köy Enstitüleri güzellemesi gidiyor. Zamanın ruhunu anlamayanlar tekrar açılması için kampanyalar yapıyorlar. Bu kişilere sorulacak soru “Köy Enstitüleri yeniden açılırsa çocuğunuzu veya torununuzu gönderir misiniz.?” Bunun için falcı olmaya gerek yok tabiî ki göndermezler. Eğitim sisteminin çoğunluğunu İmam- Hatip haline getirenlerin, çocuklarını yurtdışında veya kolejlerde okutmaları gibi…

Köy enstitüleri, köylere öğretmen yetiştirmek için açılmıştır. Müfredatın dışında hayvancılık, tarım, terzilik, arıcılık, marangozluk v.b konularda da eğitim ve öğretim almışlar, gittikleri yerlerde toplum önderi olmuşlardır. Emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Mekânları cennet olsun.

Gelelim bu güne; öncelikle Türkiye’nin idari yapısı değişti. Köyler mahalle oldu.

Köy okullarının büyük çoğunluğu kapandı. Atanamayan yüz binlerce öğretmen görev bekliyor.

Köy enstitülerinin misyonunu ise branşlaşmış olarak “Meslek Sanat Okulları” devam ettirmektedir.

Oralara olan talepler de ortada…

Bu durumda Köy Enstitülerini yeniden açmak ülkeye ne kazandıracak.

Serzeniş konusu eğitimdeki laçkalık ve yetersizlik olmalıdır. Türkiye’de 2024 verilerine göre

131 Devlet,78’i özel olmak üzere 209 Üniversite bulunmaktadır. Fakülte veya Yüksek Okul olmayan İlçemiz ise bulunmamaktadır. Bu organizasyonu taşıyacak eğitim – öğretim kadromuz maalesef yok. Bölgeler arası farklılıklar ve imkânlar eğitim eşitliğini ortadan kaldırmaktadır.

Son zamanlarda ortaya çıkan SAHTE DİPLOMA faciası ile eğitim kalitemiz yerlerde sürünmektedir. Gençler okumayı sadece diploma ve askerlik için istiyorlar. Ülkemiz maalesef diplomalı cahiller ile doldu.

Eğitimli nesiller yetiştirmek için, üniversite sayısının azaltılması ve ilkokuldan sonra branşlaşmaya yönelinmelidir.

12 yıllı zorunlu eğitim kaldırılmalıdır. Fakülte ve Yüksek okullar bulundukları yerlerin ihtiyacına göre konumlandırılmalı. Bu yapılırsa gençlerin en azından bir bölümü kendi il ve ilçelerinde kalır. Büyük şehirlerin ve ailelerin üzerindeki baskı kısmen de olsa azalır. İş bulma imkânları da artar

Daha önce bir işte çalışmamış genç iş başvurunda bulur. İK görevlisi sorar.

Bu işi kabul etmek için talepleriniz nelerdir?

Genç sıralamış; 1500 Dolar tutarında maaş, yılda bir maaş ikramiye,30 gün yıllık tatil, fazla mesai yapmam.

Bu pozisyonda çalışan arkadaşlarım bunları alıyor.

İK görevlisi gencimizi sabırla dinledikten sonra

“Oysa biz 2000 Dolar tutarında maaş, yılda dört maaş ikramiye,30 gün yıllık tatil dışında
15 gün yurtdışı tatili, araba ve lojman vermeyi düşünmüştük.”

Gencin gözleri fal taşı gibi açılmış.

“Dalga geçiyorsunuz” demiş

İK görevlisi sakince cevaplamış

“Önce sen başlattın”

Dursun Arık
Paylaş :

Comment here