Yazarlar

SU SEBİLLERİ DEZENFEKTE EDİLMEZSE HASTALIK SAÇIYOR!

Hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte su ve sıvı tüketimlerimiz arttı. Birçok yerde kullanılan su sebillerinin temizliğine gereken özen gösterilmezse hastalıklara davetiye çıkarıyor. İster soğuk ister sıcak kullanımlı olsun, su sebillerinin içinde bulunan hazneler ve boruların mutlaka temizlenip dezenfekte edilmesi gerekiyor. Temizleneyen ve dezenfekte edilmeyen su sebilleri aynı su depolarında olduğu gibi birçok hastalık mikrobunu bünyesinde barındırıp kolaylıkla insan vücuduna geçirerek karın ağrısı, mide bulantısı, ishal ve kusmalara neden oluyor.

Bu noktada kimyasallarla yapılan uygulamalarda da iyi durulama yapılmadığı takdirde kimyasal kalıntı problemleri yaşanabiliyor (Klor bazlı silikat içeren ürünler). Diğer bir dezenfeksiyon metodu olarak ise ozon gazı ve buharla dezenfeksiyon öne çıkıyor. Bunun için ise bu işlevi yerine getiren cihazlardan temin etmek gerekiyor.Profesyonel firmalar için ozon çok ekonomik ve kullanışlı olabiliyor. Ancak ev ve küçük işletmelerde bilinçsizce yapılan bu işlemde sıcaktandolayı su içerisindeki mineraller sisteme daha çok yapışıp katılaşabiliyor. Yani kullanım için bilgi ve tecrübe gerekiyor.

Biz ise su sebili dezenfeksiyonunda, kimyasal ürünler yerine tamamen DOĞAL olan ve ALMAN Nano Teknolojisi ile ülkemizde üretilen,T.C. Sağlık Bakanlığı BİYOSİDAL RUHSATLI, PROXILYT markalı ürünümüzün kullanılmasını tavsiye ediyoruz.

Su sebili dezenfeksiyonu için önerdiğimiz ürün: Alman bilim adamlarının geliştirmiş olduğu çok ileri bir teknoloji ile üretiliyor. PROXILYT, bilinen klasik metotlarla belirli kimyasallar birbirine karıştırılarak elde edilen bir ürün olmamakla birlikte zararlı hiçbir kimyasal içermiyor. Sistem, üretim aşamasında tuz ve suyun dışında hiçbir hammadde ve yardımcı madde kullanmıyor. Tuzdaki sodyum ve kloru, sudaki hidrojen ve oksijeni elektroliz metoduyla ayrıştıran sistem, daha sonra reaktör yardımıyla ayrıştırılmış olan atomların elektrik yükünü değiştirerek onlara 700 – 1100 mV elektrik yüklüyor. Elektrik yüklenmiş hidrojen (H), klor (Cl) ve oksijen (O) atomları, çok gelişmiş bir membran teknolojisi ile birbirine bağlanarak 1 litrede 380 mg (380 ppm) Hipokloröz (HOCl) içeren su bazlı dezenfektan oluşuyor. Sisteme entegre eşsiz kavitasyon teknolojisi ile hipoklorözün bağları güçlendirilip stabilitesi arttırılıyor.

Hipokloröz, çok güçlü ve hızlı etkinlik gösteren bir dezenfektan olarak biliniyor. Atomlarına ilave elektrik yüklenmiş olması ise bu etkiyi klasik dezenfektanlara göre yaklaşık 80 ile 200 kat artırıyor. Hipoklorözünbakteri virüs ve mantarlara karşı 15 saniye gibi bir sürede başlayan etkinliği, 15 dakika gibi sürede tamamlanıyor.

Mikroorganizmalar sandığımızdan çok daha zeki canlılar olarak karşımıza çıkıyor. Bakterilerin manyetik alanları,sıradan dezenfektanları genellikle itiyor ya da bakteriler biofilme dönüşüyorlar. Virüsler ise dezenfektanlar karşısında gen yapısını değiştiriyor veya bağışıklık sistemlerini geliştiriyorlar. Hipoklorözün diğer dezenfektanlara göre çok kısa sürede etkinlik sağlaması tüm bunlarında önüne geçiyor. Bakterilerin manyetik alanını geçme yeteneğine sahip hidrojen atomu, hipokloröz bileşiğinin manyetik alanı kolaylıkla geçerek mebrama temas etmesini sağlıyor. Bu aşamada klorun ve oksijenin oksitleyici gücüde devreye giriyor ve taşıdığı elektrik yükü ile bileşik, mebramı delip yok ediyor. Bu sayede biyofilm oluşumunu engellediği gibi ve oluşmuş biyofilm tabakasını da ortadan kaldırıyor. Bileşiğin taşıdığı elektrik tükenince, atomlarına ayrılarak oksijene dönüşüyor. Bu yüzden, uygulama sonrasında hiçbir kalıntı ve koku bırakmıyor, irritasyon ve korozyon yapmıyor,çevreye ve insan sağlığına hiçbir zarar vermiyor.

Birçok gelişmiş ülkede klor kullanımı yasaklanmış olmasına rağmen Türkiye’de içme sularının dezenfeksiyonunda ne yazık ki hala klor kullanılıyor. İnsani tüketim amaçlı sular hakkında yönetmelikte klor miktarının uç noktada 0,2-0,5 mg/L klor (Cl) olması gerektiği belirtiliyor. Su yapılarında oluşan arızalara bağlı olarak yapılan su kesintilerinde ise şebekenin en uç noktasında klor düzeyinin en fazla 1 mg/L olması isteniyor.

100 ml’lik (380 mg/L) PROXILYT, ortalama 5 Litre depolu bir su sebilinin haznesine dökülüyor ve üzeri temiz su ile tamamlanıyor. 30 dakikalık bekleme süresinde PROXILYT ortamdaki zararlı mikroorganizmaları ve biyofilm tabakalarını yok ederken, kendisi de yok oluyor. Bekleme süresi bitiminde sebilin içindeki su boşaltılınca durulama yapmadan kullanılmasında bir sakınca bulunmuyor. Ancak solüsyonun çözdüğü biyofilm ve bakteri kalıntılarını iyice atmak için 10 dakikalık durulama yapılması öneriliyor.

PROXILYT hiçbir şekilde kalıntı bırakmıyor. Kalıntı bırakmadığı için insan ve çevre sağlığı açısından bir tehdit oluşturmuyor ve kanserojen etkisi göstermiyor. Koku yapmadığı gibi oluşan kötü kokuları da yok ediyor. Korozyon yapmıyor, uygulandığı yüzeylere (cam, plastik, metal vb.) hiçbir şekilde zarar vermiyor.

Akredite laboratuvarlarca yapılan mikrobiyolojik testlerde ürünün bakteri, virüs ve mantarlara karşı %99,99 ekinlik gösterdiği, Ürün Güvenlik Bilgi Formunda (MSDS) da ürünün zararlı bir kimyasal içermediği ve zararsız olduğu kolayca görülebiliyor.

Özetle PROXILYT; doğal, su bazlı, nano teknolojik, zararsız ve etkili bir dezenfektan olmasıyla öne çıkıyor… Su sebillerinizi dezenfekte etmeyi/ettirmeyi ihmal etmeyin.

Sağlıklı Günler Dileriz.

M.Baki Asutay
Latest posts by M.Baki Asutay (see all)
Paylaş :

Comment here