Gezi

Büyülü Fas 4 – Erg Chebbi’den Ait Ben Haddou’ya

Büyülü Fas 4 – Erg Chebbi’den Ait Ben Haddou’ya

Sonunda Fas’ın büyülü çöllerine ulaştık.

Erg Chebbi

Gün batmadan Merzouga ’ya vardık. Develer bizi bekliyordu. Sahra Çölünün en batı ucunda yer alan Erg Chebbi ’ye gitmek üzere yola koyulduk. Yolumuz 5 km. ama kumulların üzerinden yavaş yavaş ilerledik. Gün batımını yarı yolda yaptık. Öyle müthiş bir gün batımı olmadı. Sarı, gri bir güneş birden kayboldu aynı Vadi Rum’daki gibi. 2 saat sonra çadırlara ulaştık. Akşam yemeğini çadırda yedik. Uzaklardaki çadırlardan gelen davul seslerini dinleyerek, parlayan yıldızları seyrettik.

Çölde kışın hava sakin oluyormuş. Yazın fırtınalı şimdi nerdeyse yaz geldiğinden kum fırtınası çıkabilirmiş. Gittiğimizde sakindi ama fırtına gece başladı.  Sabah gün doğumuna kalktığımızda hala devam ediyordu. Gün doğumu da, batımı gibi ansızın oldu. Sislerin içinden sarı tepsi gibi bir güneş çıktı ve bitti.

Çölü gezmek için 4×4 araç ayarlamıştık. Kahvaltı sonrası çölün derinliklerine gittik. Kum fırtınası şiddetli olmadığından rahat gezdik. İlk durağımız bir Berberi köyü oldu. Eski ve yeni yerleşim yerleri iç içeydi.

Daha sonra Cezayir sınırına yakın bir maden köyüne gittik. Burasını Fransızlar keşfetmiş. Kendileri için ayrı, çalışanlar için ayrı 2 mahalle kurmuşlar. Maden ocağında madenin bitmesi ve Fas’ın özgürlüğüne kavuşmasıyla Fransızlar gitmiş. Halk da başka yere göç etmiş. Şimdi burada Cezayir sınırını koruyan askerler var.

Buradan sonra ilginç bir yere gittik. Fas, Avrupa’ya çok yakın olunca Afrika’nın her yerinden Avrupa’ya geçmek isteyenler buraya geliyor ve şanslarını deniyormuş. Geçebilenler şanslıymış ama geçemeyenler bu çölde bir köye yerleşmiş ve bu köyü kendi müziklerini, dans gösterilerini yaptıkları bir yer yapmışlar. İşte oraya gittik. Onları izledik. Hiç kadın yoktu, hepsi erkekti! 3 yaşlarında minik bir erkek çocuğu da büyükleriyle dans edip, şarkı söylüyordu.

Öğlen yemeğinde Berberi pizzası vardı ama fırtınadan ocakları yakamamışlar onun yerine restoranda pilavlı bir et yemeğiyle, sebzeli börekle pide arası bir yemek ikram ettiler. Hepsi de çok lezzetliydi.

Sonra çölün kapısı olan Merzouga ’ya da gittik. Buraya kanallarla su getirip vaha yapmışlar. Soğan, karalahana, fiğ, hurma, zeytin, incir ağaçları ekmişler. Hepsi de tutmuş ürün veriyordu!

Rüzgar 17:00 gibi durdu da biraz rahat ettik. Yorgun argın çadırlara dönüp lezzetli yemeklerimizi yedikten sonra kamp ateşi etrafında seslendirdikleri Berberi müziğini dinledik. Bu arada Berberilerin farklı dilleri olduğunu biliyordum ama yazı karakterlerinin de farklı olduğunu bilmiyordum!

Sabah yine fırtınaya uyandık bu sefer daha şiddetliydi. Anlamsız gün doğumundan sonra kahvaltımızı yapıp develerle dönüşe geçtik. Bir ara rüzgar o kadar hızını arttırdı ki devenin üstünden uçacağım sandım. Resmen hayvanın üzerine kapaklandım. Neyse ki sıkıntısız bir şekilde aracımıza ulaştık.

Rissani

Büyülü yolculuğumuz devam ediyordu. Rissani ’ye doğru yola çıktık. Şehirde önce Molla Şerif Mozolesini gezdik. Molla Ali Şerif adından da anladığınız üzere Hz. Hasan soyundan geliyormuş (Hz. Hasan soyundan gelenlere Şerif, Hz. Hüseyin’in soyundan gelenlere Seyit deniliyormuş). Her yer nasıl ince detaylarla işlenmiş insanın ağzı açık kalıyor. Türbe kısmından çıkarken de saygıda kusur etmeyip geri geri çıkılıyor.

Sonra Tahiri Fosil Müzesine uğradık. Milyonlarca yıl önce bu alan su ile kaplıymış, sular çekildikten sonra yağmur ormanları oluşmuş ve iklim değişikliklerinden sonraysa çöle dönmüş. İşte o zamanlar yaşayan hayvanların fosillerinin sergilendiği müze inanılmazdı ve bence yeterli önem verilmemişti.

Yüksek Atlas Dağları

 

Rissani ’den sonra Tinejdad ’a da uğradık. Tarihi kale yerle bir olmuş tadilattaydı. Şehrin içinden devam ettik.

Yolda su kanalları müzesine rast geldik. Sıcaktan buharlaşmasın diye kanalları yer altından geçirmişler. Belli yerlere kuyular açıp oradan suya ulaşıyorlarmış. Kanal çok uzun fakat küçük bir kısmı görülebiliyor.

Tinghir yakınlarında bulunan Todgha Nehri dağları parçalayarak derin bir boğaz oluşturmuş. Boğaza girip dağ duvarlarına şaşarak baktık. Şimdi sakin sakin akan nehrin nasıl bu işleri yaptığına inanamadık. Etrafta yürüyüş yollarıyla, kaya tırmanışı yapanlara rastladık. Zaten yerli halk da duvar diplerine yerleşmiş bir şeyler satıyordu.

Todgha Kanyonundaysa sebze, meyve bahçeleri vardı. Her yer yemyeşildi. Güzel bir yürüyüş sonrası yola devam ettik.

Dades Kanyonunu, Dades virajlarını, Monkey Finger ’ı, M’Klaad ’ın gül bahçelerini, Kasbah Amridil ’i gezip Ourzazate ’ye ulaştık. Büyü devam ediyordu!

Yüksek Atlas Dağlarının Sahra Çölü’ne bakan kısmında bulunan Ourzazat ’a (Varzazat) hoş geldiniz!

Ourzazate

Şehir oluşu çok yeni, 1932 yılında Fransızlar kurmuş. Fakat Afrika’dan, Avrupa’ya gidip gelen tüccarların, ticaret için vadilerde yaşayan Berberilerin kullandığı stratejik bir pazar yeri, kervan yoluymuş.

Şehrin dağlar arasında oluşu ve bir tarafında çöl bulunmasındaki mistik, büyülü havayı keşfeden Horizon Pictures (GB) Ltd. Şirketi olmuş. 1962 yılında çektikleri Arabistanlı Lawrence filmiyle dünyaca ünlü bir yer halini almış (1990 yılında Star TV’de yayınlayana kadar da filmin Türkiye’de gösterimi yasakmış). Bu filmden sonrada farklı film stüdyoları açılarak pek çok film çekilmiş. Dünyada film endüstrisinden beslenen nadir yerlerden. Şehirde bulunan CLA ve Atlas Film Stüdyolarında Game of Thrones, Cennetin Krallığı, Mumya, Star Wars vb. gibi son zamanların popüler filmleri ve dizileriburada çekilmiş. Bu özelliğinden dolayı da şehre Hollywood’dan esinlenerek “Ouallywood” da deniliyormuş.

Buraya kadar gidince kaçmaz dedik ve Atlas Film Stüdyolarını gezdik. Sabah erken gitmemize rağmen çoluk çocuk bütün turistler oradaydı. Hatırı sayılır bir giriş ücreti ödedik. Rehbersiz içeri almıyorlardı, mecbur onu da ödedikten sonra bizi İngilizce, Fransızca ve İspanyolca anlayanlar olarak 3 gruba ayırıp rehberle içeriye soktular. Her platform ayrı güzeldi ama Karnak Tapınağı bence en güzel olanıydı. Orijinalinden farkı yok! Game of Thrones’un ve başka filmlerin platformları da vardı ama oraya sokmadılar. Uzaktan gösterdiler. Zaten rehber hızlı bir şekilde gezdirip grubu çıkışa götürdü. Bu kadar süre bize yetmediği için tekrar geri dönüp fotoğraflar çektik.

Dönüşte gördüğümüz CLA Stüdyolarının önünde kimseler yoktu. Hâlbuki Atlas Stüdyoları turist kaynıyordu. Demek ki doğru seçim yapmıştık!

Şehrin içinde bulunan Taourit Kasbah’ına şöyle bir baktık. Aslında şehirde gezecek güzel yerler var ama bizim aklımızda Ait Ben Haddou Köyü vardı.

Ait Ben Haddou

Sıkıştırılmış toprak, kil tuğlalar ve ahşaptan, savunma amaçlı inşa edilen ksar (hisar) eski bir kervan yolu üzerinde. Kulelerle desteklenen yapıların bazılarının ön yüzünde geometrik desenler bulunuyor. Ancak rüzgâr ve yağmurla çok çabuk aşınan yüzeylere sürekli bakım gerekiyor. O yüzden zamanla halk burayı terk edip nehrin karşısındaki modern binalara geçmiş. Eski kasabayı da turistik geziler için bırakmışlar. Tepenin yamacına kurulmuş olan köy, surlarla çevrilmiş daracık Arnavut kaldırımlı sokakların etrafındaki evlerle çok fantastik bir görüntü sunuyordu. Gittiğimizde esen kuvvetli rüzgar nerdeyse hepimizi alıp götürecekti. Mecbur elbiselerimizi çıkarıp pantolonlarımızı giymek zorunda kaldık.

Fantastik kurgu dizi Game of Thrones’daki Yunkai yani Sarı Şehir olarak burası kullanılmış. Kraliçe Daenerys Targaryen nam-ı diğer Khaleesi’ninYunkai Savaşını kazanarak geldiği bu şehir, benim için dizinin hayranı olduğumdan çok özeldi. Sokaklarındaki satıcıların hepsi dizi oyuncularının geldiklerinde çektikleri fotoğraflarını satıyordu. Safran sarısı ve kahve ile yapılan resimlerse çok ilginçti.

Kalenin tepesine kadar çıktık. Tepede Müslüman ve Yahudi Mezarlığı varmış ama her ikisi de harap olmuştu. Şiddetli rüzgâr tepede daha deli esiyordu. Biraz gezip aşağıya indik. Bu otantik toprak kaledeki gezimizi istemeye istemeye bitirip yola devam ettik.

Fırtınalı günün devamında gördüğümüz Teleouet Kasbah’ı perişan durumdaydı. Kuzey Afrika’nın en yüksek geçidi Tizi N’Tichka (2.260 m.) ve korkunç virajlarından geçipYüksek Atlas Dağlarını aştık.

Yazımızın sonuna da geldik. Gelecek sayımızda Marakeş’te buluşmak üzere.

Hayallerinize dokunmanız dileğiyle….

Paylaş :

Comment here