Sonunda Fas’ın en büyülü şehri Marakeş ’e hoş geldiniz!
Marakeş, Berberice de “Allahın toprağı” anlamına geliyormuş. 18 km.lik surları ve 10 kapısıyla adeta bir masal şehir. Evlerin tamamı bölgede bulunan kızıl renkli topraktan yapıldığı için Kızıl Şehir’de deniliyormuş. Şimdilerdeyse beton evler kızıla boyanmış.
Fas’ın 4 Hanedan başkentinden biri olan şehir, 1062 yılında Murabıtlar döneminde kurulmuş. Bu Berberi hanedanının dışında pek çok hanedan şehre hakim olup yönetmiş. Kıyı komşuları olan Portekiz, İspanyol ve Fransızlar tarafından da Afrika’ya açılan kapı olarak görüldüğünden sürekli saldırılara maruz kalmış. Bir dönem Avrapa’nın himayesine girmiş olsa da 1956 yılında bağımsızlıklarını kazanmaları ile huzura kavuşmuş.
Jamaa el Fnaa
Şehrin kalbi olan Jamaa el Fnaa Meydanı şehrin en önemli yeri. Kocaman meydanda yılan, maymun oynatanlar, fal bakanlar, kına yakanlar, masal anlatanlar, işportacılar, satıcılar… kısaca yok yok. Gece, gündüz halk ve turistlerle kaynayan bu meydan Fas yaşamını gözler önüne seriyor. Geceleri açılan yemek mekânlarıyla meydanın üstünde bir duman ve koku bulutu oluşuyor. Meyve suyu sıkanların parlak ışıkları ayrı bir hava veriyor, hava kararınca alanda bin bir ayak bir yerde, kargaşa hakim oluyor. Her gece bu meydanı hayretle seyrettik.
Meydanın etrafı çarşılarla çevrilmiş. Labirenti andıran daracık, rengârenk, mistik kokulu sokaklar içinde tam 18 çarşı bulunuyor ve 30.000’den fazla zanaatkâr çalışıyormuş! (Büyüklüğünü siz tahmin edin) En ünlüleri Ayakkabı, Marangoz, Parfüm. Baharat, Deri Çarşıları.

Koutoubiye Camisi
Meydanın hemen yanında bulunan Koutoubiye Camisini ilk olarak 12 yy.da Murabıtlar yapmış fakat arkasından gelen Muvahid Halifesi Yakubel Mansur kıbleyi hatalı bulmuş! Böylece cami yıkılarak yeniden yapılmış. 77 m. yüksekliğindeki minaresini İspanyol esirler yapmış. Minareye at ve eşeklerle çıkılıyormuş. Rivayete göre müezzinler bu yükseklikte ezan okumaktan korktukları için caminin müezzinleri hep kör oluyormuş! Minare pek çok camiye de örnek olmuş. Sevilla’daGiralda, Rabat’da Hasan Tower, Kazablanka’da Hasan II. cami gibi. Hepsinin inşasına aynı zamanda başlanmış. Fakat Rabat’da meydana gelen deprem. Allah tarafından gönderilen bir mesaj olarak algılanmış Giralda hariç diğerleri yarım bırakılmış. İşte caminin yanındaki temel inşaatı bu yarım kalmış medreseye aitmiş. Cami namaz vakitleri dışında kapalı olunca biz de ezan sesiyle birlikte içeri girdik. Gördüğümüz diğer Endülüs tarzı camilere göre çok sadeydi. Mermer döşeli büyük avlunun ortasında şadırvanlı bir havuz ve kenarlarda saksılı yüksek ağaçlar vardı.Kimse Müslümanlığımızı sorgulamadı. İçeride erkekler için WC ve abdesthane var ama kadınlara yoktu. Oradaki kadınlarla güç bela anlaştık. Erkekler tarafından 1 maşrapa su alıp, avludaki ağaçların altında abdest aldıklarını anlattılar!
Dikdörtgen planlı caminin içi bol sütunlarla desteklenmiş.
Fas genelinde minareler dikdörtgen prizma şeklinde. Her köşesi İslam’daki 4 büyük mezhebi temsil ediyormuş. Hanefi, Şafi, Hanbeli ve Maliki. İslam’ın ilk yayıldığı yıllarda bu düşünceyle yapılan minareler daha sonra tüm mezhepleri kucaklıyoruz anlamında silindir şeklinde inşa edilse de Fas ilk fikrinden vazgeçmemiş.
Saadi Mezarları
1524-1659 yılları arasında bölgeyi yöneten Saadi Hanedanı’nın önde gelen mensuplarının gömülü olduğu anıtsal türbe, mermer işçiliği, mozaikleri, sütunlarıyla muhteşem. Türbelerin içerisine girilmiyor. Dışarıdan bakılıyor. En şatafatlısı Ahmet Mansur’un türbesi. Önünde uzun kuyruklar oluşuyor, içerisi kapıdan şöyle bir görülebiliyor. Tavanlar sedir ağacından yapılıp, geometrik desenler oyulmuş ve altın varaklarla süslenmiş. Mermer sütunlar İtalya’dan getirilmiş. Duvarlardaki ve yerlerdeki zellijler ayrı bir renk ve güzellik katıyor. Tek kelime ile muhteşem!
Şehirde Saadi hanedanından kalan tek yer burası. Çünkü bu hanedanın düşüşünden sonra tahta geçen Molla İsmail, Saadilerin varlığı unutulsun diye yaptırdıkları her şeyi yıktırmış. Fakat mezarları yıktırmak dinen caiz olmadığından, halkın tepkisinden korkmuş. Mezarların çevresini yüksek duvarlarla çevirip, girişi engellemiş. Unutulmalarını sağlamış. Zaman içerisinde içi kumla dolarak bir höyük oluşmuş. Ta ki 1917’de Fransızların şehrin içindeki böyle bir höyüğü mantıklı bulmayarak kazı yapmaları sonucu ortaya çıkmış.
El Badi Sarayı
“Üç Kral Savaşı” olarak bilinen “VadisseylSavaşı”ndaSaadi SultanıAbdülmelik, tahtta hak iddia eden yeğeni SultanIII. Ebu Abdullah ve müttefiki Portekiz Kralı Sebastiao arasında geçmiş. Osmanlı İmp.nun Abdülmelik’e destek olarak gönderdiği ordu sayesinde savaş kazanılmış. Ancak üç kral da vefat etmiş. Bu savaştan kazanılan hazine ile El-Badi Sarayı yaptırılmış.
360 odalı, 50 avlulu sarayın ortasında 90m.ye 20 m. boyutlarında devasa havuzun kenarlarına yine çok büyük çukur bahçeler yapılmış. Üst kısımda ve alt kısımlarda yürüyüş yolları, tünellerle birbirine bağlanmış. Çukurlarda yetiştirilen portakal, limon, palmiye gibi yüksek ağaçların tepeleri göz hizasına denk geldiği için havuzun kenarı daha yeşil daha canlı görünüyormuş. Böyle masalsı, büyülü bir fikirle yapılmış. Muazzam bir bina. Ancak Saadi Sarayı olunca Molla İsmail başkenti Meknes’e taşımış, burasını yıktırarak yeni yaptıracağı saraya taşıtmış. Sonuç olarak pek bir şey kalmamış.
Kalan odalarından birinde eski bir Berberi kasabası olan Aghmat’tan çıkan eserler ve saraydan kalan bazı minik parçalar buradasergileniyor.
Bahia Sarayı
Sarayının en eski kısmını Sadrazam Si Musa 1866/67 yılları arasında inşa ettirmiş. Oğlu Ahmet bin Musa (Ba Ahmet) da 1879 yılında Sadrazam olmuş. Ba Ahmet enteresan bir kişi siyahi kölelikten vezirliğe yükselişi de ayrı bir hikâye. Vezirliği sırasında 1894 yılında vefat eden Molla Hasan’ın yerine 13 yaşında olan oğlu Abdülaziz’i tahta çıkarmış. Böylece vefat edene kadar 6 yıl bilfiil hükümdar olarak ülkeyi yönetmiş.Bu yıllarda evi büyütmüş. 4 eşinden kendisine ilk erkek evlat veren eşi Bahia’nın adını da saraya vermiş. 4 eşi ve 24 kişiden oluşan haremiyle ölene kadar burada yaşamış. Serveti ve gücü o kadar fazlaymış ki naipliğini yaptığı Sultan Abülaziz’i bile kıskandırmış. Vefat ettiğinde Sultan adamlarını gönderip değerli tüm obje ve mobilyalarını saraya aldırmış.
Şimdi gelelim 160 oda, salon, iç avlu ve bahçeden oluşan bu muhteşem sanat eserine. Sarayın ihtişamı avlunun sonundaki kapıdan girilince görülüyor.İçerideki süslemeler insanı şoka sokuyor. Duvarlardaki zellijler, yer karoları, seramik ve fayanslar geometrik desenli. Ahşap tavanlarda çiçek, yaprak, dallardan oluşan süslemelerin arasına geometrik desenler yapılmış. Alçıdan dökülen ince zarif desenler her yere dantel örtü gibi giydirilmiş. Buradaki uygulamalarla İslam ve Fas sanatı doruk noktasına ulaşmış!
Günün her saati turistlerle dolu.
Bab Doukkala ve Ben Youssef Camileri 2023 yılında yaşanan depremden etkilendikleri için tadilattaydı.
Ben Youssef Medresesi
Onu ziyaret edebildik. 900 öğrenci kapasiteli İlahiyat Fakültesi Kuzey Afrika’nın en büyüğü. Burası da aynı Fes’tekiler gibi muhteşem oymalar, zellijler, süslemeler ve hat yazılarıyla doluydu. İki katlı, açık avlulu binada öğrenci odaları çok ilginçti. Öğretmenler kapıyı kilitliyor, kapının üzerindeki küçük pencereden çalışıp çalışmadıklarını kontrol ediyor, eğer ezberledilerse dışarı çıkartıyorlarmış.1960 yılına kadar eğitim vermiş. Daha sonra müzeye çevrilmiş.
Le JardinMajorelle
Burası için internetten günler önce açılış saatine bilet aldık. Sabah erkenden hostelden ayrılıp, taksiyle gittik. Taksi şoförü radyodan haberleri Fransızca dinliyordu! Bu kadar zaman geçmiş hala Fransa’nın uydusu olarak devam etmeli yüreğimi burktu!
Marakeş mavisi olarak tanımlanan kobalt mavi ve yeşillerin ortasındaki Majorelle bahçesinin kuruluşunu mobilyacı ve ressam Jacques Majorelle ressamlık kariyeri için geldiği Marakeş’e âşık olup araziyi satın almasıyla başlamış. Daha sonra dünyanın çeşitli yerlerinden getirdiği bitkilerle burayı botanik bahçesine çevirip halka açmış. 1962 yılında geçirdiği trafik kazası sonucu vefat etmiş. Mirasçıları satışa çıkartınca Yves Saint Laurent ve Pierre Berge satın almış. Bahçeyi korumuşlar. 1980 yılında yenileyip dünyanın her yerinden getirdikleri kaktüs ve bambuları bahçeye dikmişler. 2008 yılında vefat eden YSL’ninkülleri bahçeye savrulmuş. Daha sonra Berge, buranın gelirinin Faslı çocukların eğitiminde kullanılmak üzere YSL adına bir vakıf kurmuş.
Çok büyük bir bahçe değil fakat nilüferlerle süslü havuzları; kırmızı toprağa ekilmiş muz, begonvil, bambu, palmiye gibi ağaçlar, çeşit çeşit kaktüslerle süslenmiş. İçinde barındırdığı kübik ev ziyarete açık değil. Dışarıdan görülüyor. Kobalt mavi, safran sarısının uyum içinde olduğu kuş cıvıltıları, yaprak hışırtıları içinde huzurlu bir yer.
Buraya, özellikle renklerine hayran kaldık. Uzun süre ayrılamadık.
Bir gecede Chez Ali’ye gittik. Fas ’da görebildiğimiz tek gösteri burada oldu. Hem yemeğimizi yedik hem de danslarını, oyunlarını izledik.
Sabah Marakeş ’e veda edip Essouria ’ya doğru yola çıktık.
Essouria
Yoldan argan ağaçlarını görüp, argan yağı çıkartan kadın kooperatifine uğradık. Arganağacı zeytin ağacına benziyor. Keçiler yapraklarını çok seviyor!
Yol boyunca devam eden yeşillikler içinde şehre ulaştık.
Burası siyah taştan kalesi, kapıları, zellijlerle süslü evleri, taş sokaklarıylatam bir Portekiz kale şehri. Ortaçağdaki görüntüsü hiç bozulmamış. Gittiğimizde çok kuvvetli rüzgâr esiyordu, kemiklerimizi sızlattı. Akşam gün batımında kaleye çıktık. Okyanusun üzerinde çok güzel bir gün batımı oldu. Kıyıdaki dalga kıranın orada okyanusa girmeye çalışanlar vardı. Burada bile dalgalar o kadar yüksekti ki insanlar sadece ıslandılar. Sanıyorum okyanusa girmek çok zor.
Essouria son durağımız oldu. Casablanca’ya doğru dönüşe geçtik. Yolumuzun üzerindeki Jedida’ya da uğrayıp kalesini gezdik. Anladığım kadarıyla kıyılar Portekiz ve İspanyol egemenliğinde fazla kalmış. O yüzden çok Avrupai görünüyor. Büyülü Fas’dan eser yok.
Sonuç olarak toplam 3.000 km. yol yaptık. Büyülü Fas, şimdilik Atlas Dağlarında, Sahra Çölünde kalmış. Her yer hızla değişiyor.
Gelecek sayımız da yeni bir ülke de buluşmak üzere,
Hayallerinize dokunmanız dileğiyle…
- Kutsal Topraklar – Hac 2025 - Ağustos 27, 2025
- Büyülü FAS 5 – Marakeş’den Essouria’ya - Ağustos 3, 2025
- Büyülü Fas 4 – Erg Chebbi’den Ait Ben Haddou’ya - Haziran 30, 2025




Comment here