Kategori Dışı

Mülkü korumak

Mülkü korumak

 

Mesleğe başladığım tarihten bu yana 41 yıl geçti. Liseyi bitirir bitirmez, şu an işletmecisi bulunduğum şirkette işe başladım. Üniversite yıllarındaki günlük öğrenci işlerini saymazsak, 41 yıldır aynı sektörde ve aynı işletmedeyim.

Aradan geçen sürede bir çok şey oldu. Seçimler yapıldı, hükümetler, cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar değişti. Ekonomik ve siyasi krizler, vesayet ve darbe girişimleri, depremler-doğal afetler yaşadık. Bir taraftan terörizm, diğer tarafta yanı başımıza savaşlar… Hep kötü şeyler de olmadı. Dijital devrim ve dönüşüm, iletişim ve ulaşım teknolojileri, altyapı yatırımlarıyla zaman ve mekân kavramı iyice daraldı.

Çalıştığım süre zarfında, bir taraftan her gün binlerce kişiye hizmet verip sağlıklı beslenmesi için çaba gösterirken, diğer taraftan da yaşadığım zamanlara şahitlik edip, tespitler biriktirmeye çalıştım ve bunların bir kısmını da, bu sütunlardan sizlerle paylaştım.

Anayasamız; yasama, yürütme ve yargı olmak üzere kuvvetler ayrılığı prensibini benimsemiştir. Yazılı olmayan kurallara göre, toplum adına denetim yapacak ve gerektiğinde toplumu yönlendirecek dördüncü kuvvet medya, eski tabirler basındır. Ömrümün 30 yıllık kesintisiz bir kısmı, Türkiye’nin en büyük medya grubu çalışanları ve yöneticilerine hizmet vererek geçti. Bu çalışmalar zaman geldi,hiç uyumadan günlerce ve gecelerce sürdü. Zaman geldi, özel yaşam alanlarında hizmet verdim.

Çocukluğumuz ve gençlik çağlarımız; İstanbul’un Kasımpaşa semtindeki, muhafazakâr-mütedeyyin, Karadenizli bir ailenin, geleneksel yetiştirilen bir çocuğu olarak geçti. Diğer taraftan, seküler yaşam tarzını benimseyen bir profile hizmet veriyordum.

1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak seçilen Erdoğan için “Kasımpaşalı” sıfatını öne çıkarıp küçümseyenler,  1998’de hakkında hapis cezası verildikten sonra “Muhtar bile olamaz” ya da türbanın üniversitede serbest bırakılması için TBMM’de lehte oy kullananlara için “Kaosa 411 El” başlığı atanlar, “28 Şubat Post Modern Darbesi”ni sütunlarında destekleyenler, hergün görüştüğümüz ve hizmet verdiğim insanlardı.

Dördüncü kuvvet medya adına atılan bu başlıklar, söylemler, eylemlerinbana ve benim gibi düşünenlere karşı haksızlık ve zulüm olduğunu düşünürdüm. Benimkisi tuhaf bir durumdu… Mahallenin beri tarafındakilerinin görüşlerini benimserken, mahallenin karşı tarafındakilerle iş yapıyordum. Ancak görüşlerine ve hayat tarzlarına katılmasam da, medeni bir insanın göstermesi gereken saygı ve nezaketten hiçbir zaman geri durmadım.

Aradan onlarca yıl geçti. Bir sürü değişiklikler, olaylar yaşadık, gördük, öğrendik. Geçen süre zarfında yaşadıklarımız, gördüklerimiz, öğrendiklerimiz, bizim de düşünce tarzımızda bir sürü değişikliğe sebep oldu. 30 yılın ardından, hizmet verdiğimiz medya grubuyla yollarımız ayrıldı.Gelişen siyasal iklim sonucu, bizden kısa bir süre sonrave ilginç bir şekilde, grubunun patronajı işlerini devrederek medyadan çekilmekve bu başlıkları atan yazarlar da ayrılmak durumunda kaldılar.

Mevlana’ya atfedilen şiirindeki “Ve mevsim geçer, gölge veren ağaçların dalları kurur. Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur. Düşmem dersin, düşersin. Şaşmam dersin şaşarsın.” mısralarında olduğu gibi mevsimler değişti ve bu değişimden hepimiz nasibimizi aldık.Dünün mağdurları, bugün iktidarda ve muktedir.  Dünün muktedirlerinin büyük bölümü ise bugün mağdurlar arasında…

Ülkemizde anayasal bir düzen var. Yasama, yürütme, yargı erkleri anayasamızda birbirinden ayrılmış olmasına rağmen, yasama organı; fiili olarak yürütme organının başı ve iktidar partisi başkanı Cumhurbaşkanı’na entegre olarak çalışıyor. Yıllardır, yasalar bu iradeye göre çıkıyor.

Yargı organımız, yine anayasaya göre bağımsız ve tarafsız olarak tarif edilmiş. Masumiyet karinesi, suçta ve cezada kanunilik, hukuk güvenliği hakkı, ifade hürriyeti gibi hukukun evrensel kuralları bulunmasına rağmen, henüz yargılama başlamadan ve yargılama devam ederken yürütme mensuplarının görüş bildirmeleri, eskilerin tabiriyle ihsas-ı reyde bulunmaları,  soruşturma ve kovuşturma sırasında alınan orantısız kararlar ve usule aykırı uygulamalar, gereğinden uzun tutukluluk ve yargılama süreleri dünün mağdurlarına yapılanları aklıma getiriyor.

Her iki mahalleyi de bilen vegeçmişte berideki mağduriyeti hissetmiş biri olarak, dün yapılan ve içimi acıtan haksızlıklara ne kadar karşıysam, temel insan hakları, evrensel hukuk kuralları, anayasa ve yasalarla belirlenen mevzuata uygun olmayan ve toplumdaki adalet duygusunu zedeleyen uygulamalara bugün de karşıyım.

“Adalet mülkün temelidir” sözündeki mülk kelimesi, gayrimenkul değildir. Bu ifadedeki mülk; ülke, düzen, egemenlik demektir. Toplumun tamamını kapsayan adalet duygusu (eski tabirle maşeri vicdan) tesis edilmedikçe, mülkü koruyamayacağız.

admin
Latest posts by admin (see all)
Paylaş :

Comment here