Kategori Dışı

Mülâkat gibi bir uygulama varken, KPSS’den 100 puan alsan ne, almasan ne?

Teknoloji aldı başını gitti…  İletişim muazzam… Bilgiye ulaşmak, çok kolay…. Her yer otoyol, tünel, köprü, havalimanı… Arabalar, uçaklar, trenler, nakil vasıtaları çeşit çeşit… Peki, biz niye bu durumdayız?

Ne varmış halimizde?

Son 25 yılda kişi başı milli gelir 4 kat artarak, 4 bin dolardan, 15 bin dolara çıkmış. Asgari ücret de 4 kat artarak, 150 dolardan, 600 dolara çıkmış. Nüfus % 25 artarken, otomobil sayısı 4 katına, motosiklet ise 6 katına çıkmış. Cep telefonu abonesi 6 kat, internet abonesi 70 kat artmış. Okuma yazma bilmeyenler oranı hızla düşerken, neredeyse nüfusun yarısı lise ve üzerindeki eğitime sahip.  Bu istatistiklere sahip bir ülkenin refah seviyesinin oldukça iyi olması beklenmez mi?

Cezaevlerinde 2000 yılında 72 bin 500 kişi mevcutken, 1 Temmuz 2025 itibariyle 352 bin hükümlü, 58 bin tutuklu olmak üzere, toplamda 410 bin kişi var. 25 yılda 5,5 kat artmış.

2013 yılında gelen dosyalar adli ve idari yargıda 4,1 milyon, icra ve iflas dairelerinde 5.8 ve savcılıklarda 3.4 milyonken, bu sayılar 2024 yılında adli ve idari yargıda 8.5 milyon, icra ve iflas dairelerinde 9.3 milyon ve savcılıklarda 6 milyona ulaşmıştır.  11 yılda yargı kurumlarında biriken dosya sayısı ortalama iki katına çıkmış.

Her yer üniversite ve bu üniversiteler sürekli yeni mezunlar veriyor. Peki, bunların yeterlilikleri ne kadar yeterli? Bu kadar üniversite mezununa ihtiyacımız var mı? Üniversite diploması ve KPSS sınavından alınan not, kamuda işe girmek için yeterli mi? Mülâkat gibi bir uygulama varken, KPSS’den 100 puan alsan ne, almasan ne? Peki, kamunun bu kadar personele ihtiyacı var mı? Kamunun bu kadar personele ihtiyacı varsa, o zaman neden adliyelerdeki dosyalar yığılıyor, başta gıda olmak üzere kamunun denetlemesi gereken alanlar yeteri kadar denetlenemiyor? KPSS ve mülâkatla, liyakatli personel alınıyorsa, neden otellerde insanlar yanarak ölüyor, askerler mağaralarda zehirleniyor, ormanlar yanıyor, askerlere giden çocuklarımız susuzluktan ölüyor?

Yıllardan beri ara eleman-ara eleman diye yırtınıyoruz. İnşaatta duvar ören, sıva yapan, elektrik tesisatı çekenler, lokantadaki aşçılar, garsonlar, günlük hayattaki berberler, kasaplar, tezgahtarlar, taksi-otobüs sürücüleri, sanayide çalışacak personel… Bunların hepsi ara eleman ve hepsinin meslek liselerinde yetişmesi lazım. Ama ne doğru dürüst meslek lisesi var, ne de buralardan mezun olanlar ara eleman olarak çalışıyorlar. Lise bitirmiş ve çalışmayan gençlerimizin önemli bir bölümü zamanlarını bitmek bilmeyen üniversite kapılarında, coin üzerinden para kazanma işlerinde, yurtdışı hayalleri ya da hiçbir iş yapmaksızın evde oturarak geçiriyorlar. Ülkenin kaynakları heba olup, gidiyor.

Ekonomi ve siyasete baktığımızda, durum içler acısı… Milli gelir yüksek, vergiler yüksek, ama toplanan vergi gelirleri, harcamaları karşılamaya yetmiyor. Ülke ekonomisi sürekli darboğazda ve arka arkaya tedbirler alınıyor, yeni vergi düzenlemeleri yapılıyor. Mevcut 1982 tarihli anayasa, kabul edildiği tarihten bu yana defalarca değişikliğe uğramış. Mevcut hükümet döneminde ve hükümetin talepleriyle esaslı değişikler yapılmış olmasına rağmen, hükümet anayasanın tekrar değiştirilmesini istiyor. Ancak hangi maddelerin değiştirilmesi gerektiği hakkında ortada herhangi bir somut beyanat yok.

Normlar hiyerarşisinin tepesinde anayasanın bulunduğu bir sistemde, anayasa, kanun, uluslararası sözleşmeler, yönetmelikler ve sair mevzuat evrensel hukuk normlarına uygun olmalı, kişiye özel uygulamalar yapılmaması, suçta ve cezada kanunilik, cezada şahsilik, suçu kanıtlanmamış herkesin masumiyeti (masumiyet karinesi) esas olmalıdır. Ancak mevzuatın ve normların bizzat kamu görevlileri tarafından çiğnendiğine, kişiye özel yasal düzenleme yapıldığına, suçta ve cezada kanunilik, cezanın şahsiliği, masumiyet karinesine uygun hareket edilmediği durumlara şahit oluyoruz.

Teknoloji, imkânlar ve gelirler artarken, eğitimde gençlerin ve ülkenin ihtiyaçlarını, istihdam ve atamalarda liyakati, hukukta adaleti esas almadığımız takdirde, ne gelişme olur, ne refah, ne adalet, ne de huzur?

Engin Güner
Latest posts by Engin Güner (see all)
Paylaş :

Comment here