Yazarlar

HERCÜMERÇ (*)

Geçen ayki yazımızda, Fiyat Etiketleme Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle, perakende yiyecek-içecek işletmelerinin girişlerine ve masalara fiyat listeleri konulmasıyla ilgili düzenlemeyi eleştiri konusu yapmıştık.

Yaptığımız eleştirileri;

  • Bu konuda zaten yasal bir düzenleme mevcut olmasına rağmen, yeterince denetim olmadığı,
  • Tütün mamulleri, alkollü içecekler ya da trafik gibi öncelikli konularda da normlar oluşturulmasına rağmen, o alanların da gereği gibi kontrol altına alınmadığı,
  • Yiyecek-içecek işletmelerini denetleyecek mekanizmaların mevcut olmadığı,
  • Düzenlemedeki gereklilikleri yerine getirmeyenlere kesilecek cezanın, katlanılacak masraftan çok daha düşük olduğu ve bu haliyle cezadan çok teşvik gibi algılanacağı

başlıkları altında toplamıştık.

Yapılan düzenlemenin üzerinden bir aydan fazla süre geçmesine rağmen, bir değişiklik gözlemleyemedik. Daha önce fiyat listesi olan işletmelerde, listeler aynı yerlerinde…. Olmayanlarda ise ne dışarıda, ne de masada fiyat listeleri yok… Tabii ki, mevzuatı uyan az sayıdaki işletmeyi saymazsak… O da, istisnalar kaideyi bozmaz kabilinden….

Bu düzenlemenin amacı neydi? Hükümet, 2024 yılından itibaren enflasyonu dizginlemek istiyordu. Bu amaca yönelik 1 yıllık asgari ücret açıkladı. En yoğun harcama kalemlerinden bir tanesi olan dışarıda (paket servislerinden sonra artık evde ve içeride) yenilen yemeklerin fiyatlarını bir ölçüde sabit tutmak bu hedefin ilk adımlarından bir tanesiydi. Öyle ya, bir işletme fiyatını açıkladıktan ve tüm müşteriler bunu gördükten sonra, artık işletmeler saatlik-günlük-haftalık fiyat değişikliği yapamazdı. Öyle mi oldu?

Devletin resmi istatistik kurumu Ocak ayı başında, son bir yılın enflasyon rakamını açıkladı. 2023’te tüketici fiyatları % 64.77, üretici fiyatları % 44.22 artmış. Bu verilere karşılık, son iki yıldır memur maaşların lokomotif, asgari ücret onun peşinden % 100’lerle gidiyorlar. Yahu bu nasıl iştir? Et, ekmek, sebze, meyve, gıda, işçilik, kiralar aldı başını gitti. Enflasyon % 64.77…

Tabii ki, bunu kimse yemedi. Herkes aynı şeyi düşündü. “Madem ki, asgari ücret (şimdilik de olsa) yıllık olarak verildi. Bundan sonra istediğimiz gibi zam yapamayacağız. O zaman pozisyon almak gerekir. Şimdi yapabildiğim kadar zam yapalım, sonrası Allah kerim…”

Ve, yılbaşından sonra başta gıda ürünleri olmak üzere, tüm mal ve hizmetlere aşırı zam yapıldı. Bunu kim kontrol edecek, kim gözetleyecek? Milyonlarca memur var, yüzbinlerce bilgisayar, araç-gereç var, ama devlet bir türlü organize olup sahaya inemiyor. Trafiği denetleyemiyor, etiket var/yok denetleyemiyor, tütün ve alkol ürünlerinin satış ve sunumlarıyla ilgili yer ve saat uygulamalarını denetleyemiyor, özel okullar-servisler zam üstüne zam yapıyor denetleyemiyor, başta kuaförler olmak üzere her yer kaçak estetik-sağlık uygulaması yapıyor denetleyemiyor, evlerde ve kaydı olmayan yerlerde oldukça sağlıksız koşullarda yemek ve gıda üretimi yapılıyor denetlenemiyor, atı alan Üsküdar’ı 50 kere 100 kere geçmesine rağmen yargıdan kararlar çıkmıyor. Çıkana kadar da, zaten yol oluyor.

Hiçbir şey yapılmıyor mu? İşini layıkıyla yapan başta askerimiz olmak üzere, bir çok kamu görevlimiz var. Ama onlar da, bu hercümercin içinde göze görünmüyor. Yapılan nedir? Yasak savmak kabilinden yapılan trafik ve asayiş uygulamaları, kayıtlı ve yerleşik işletmelere yapılan rutin kontroller, birkaç ay veya birkaç yıl gecikmeli gönderilen trafik cezaları…

İnsanlar şehirlere ve binalara doldular. Bazı şehirlerimiz ülke büyüklüğünde… Her taraf yüksek apartmanlar, suyun gideceği yol, çocukların oynayacağı alan, arabaları koyacak yer yok. Apartmanlar ve siteler, aidatlar yüzünden kavgalı. Ülke hızla şehirleşmesine rağmen, ihtiyaçları karşılaşabilecek bir Kat Mülkiyeti Kanunu yok. Altyapılar yetersiz, yağmur yağdığında insanlar binalarda boğuluyor. Otopark her yerde sorun. Çocuklar okul hariç vakitlerinin bir kısmını sokakta oynayarak geçirmesi gerekirken, oynayacak sokak yok.

Sürekli geliştiğimiz vurgulanıyor. Son olarak, uzaya astronotumuz da gitti. Eyvallah ama… Yollarda ve kaldırımlarda güvenliğimiz olmazsa, çocuklarımız evlerinin yakınlarında ve anne-bababalarının tercih edeceği okullara gidemezse, çalışan aileler için yeteri kadar çocuk bakımevi ve kreş, yaşlı ve düşkünler için huzurevi, yeteri kadar otopark yeşil alan olmazsa, başta sağlık-eğitim-güvenlik-adalet olmak üzere kamu kurumları liyakatle, hızlı ve ciddiyetle hizmet vermezse, ne ekonomi düzelir, ne eğitim, ne memleket…

Bu hercümercin içinde sürekli savrulup gideriz.

(*) Hercümerç: Dilimize Farsça’dan geçmiş olup; altüst, karmakarışık, darmadağınık, allak bullak anlamlarına gelmektedir.

 

Loading

Engin Güner
Latest posts by Engin Güner (see all)
Paylaş :

Comment here