Kategori Dışı

Sularımızı nasıl kirletiyoruz ?

 


Sular
ımızı nasıl kirletiyoruz ?

Önümüz yaz, bu sene daha da sıcak olacağı söyleniyor. Çoluk, çocuk kendimizi serin sulara atacağız. Peki denizlerimiz ne kadar temiz? Uzmanlar mavi bayraklı plajlar dışındaki sularda insan ve hayvan dışkısından kaynaklanan halk arasında koli basili olarak bilinen, bizim e-koli (Escherichia coli) dediğimiz bakterilerin yoğun bir şekilde olduğunu söylüyorlar. Farkında olmadan kendi pisliğimizin içinde mi yüzüyoruz?

En doğal temel ihtiyaçlarımızdan biri olan tuvalet ihtiyacımızı gidermeyi uzmanlar bir dürtü olarak “gastrokolik refleks olarak adlandırıyorlar. Çoğumuz bu dürtüyü baskılamayı daha çocukken öğreniyoruz ve normal sıklık günde bir ya da iki kez haline geliyor.Bu olay Can dostlarımız, hayvanlar içinde geçerli. Verdiğim Hijyen Eğitimlerinde konu “TuvaletHijyeni ”ne gelince 15-60 yaş grubundaki çalışan arkadaşlarımızın yüzlerinde tatsız bir tebessüm ifadesi oluyor. Genelde içlerinden “bu yaştan sonra bir de tuvalet masalını mı dinleyeceğiz” diye düşünüyorlar. Ancak hem Ülkemizden hemde dünyadan değişik tuvalet kültürü resimlerini paylaştığımda yüzlerde şaşkınlık ve gülümsemeler yerini alıyor.

Ömrümüzün yaklaşık 1 ila 3 yılının tuvalette geçtiğini biliyor musunuz?

Yapılan araştırmalarda Tuvalette kalma sürenize göre ortalama 80 yıllık ömrümüzün yaklaşık 1 ila 3 yılı tuvalette geçiyor.Ancak bu boşuna geçirilen bir süre değil. Amerikan Ulusal Tuvalet Disiplini Derneği tarafından yapılan bir araştırmaya göre, insanların yüzde 33’ü tuvalette telefon görüşmelerini yapıyor. Yarısından çoğu bir şeyler okuyor. Tuvalette gelecek hakkında planlar yapanların oranı da yüzde 47’yi buluyor. Hayatımızda böyle önemli bir yeri olan tuvalet, eşler arasındaki kavgaların da en önemli nedenlerinden biri arasında yer alıyor. Ankete katılan kadınların yüzde 45’i çekilmeyen sifonlar ve indirilmeyen klozet kapakları yüzünden eşleriyle kavga ettiklerini açıklıyorlar. Genelde eğitimlerde alafranga tuvaletleri kullanıp sifonu çekmeden önce kapağının kapatılmasını, bu konuda yapılan birçok çalışmada şayet kapak kapalı değilse özellikle yaz aylarında sifon buharlaşma etkisiyle mikroplar uçuşup ortamda bulunan havlu, diş fırçası ve benzeri yerlere ulaşabilip ürediklerini anlatıyoruz.

Bir de normal olarak gözüken bu olayın ANORMAL olan bir durumu var. Tabiki biz insan kaynaklı. Çevre kirliliği !!! Siz sifonu çektikten sonra atıklara ne oluyor hiç düşündünüz mü? Sadece dışkı ve idrar değil aynı zamanda çamaşır, bulaşık makinelerinden, lavabolardan atılan pis sular, yağlar, kimyasallar, bezler, kağıtlar nereye gidiyor? Sadece bu olsa iyi ? Kurban Bayramı’nı geçirdiğimiz bu ay içerisinde

Adana’dan gelen bir haberi okuyunca bu kadarda olmaz dedim. Sözcü Gazetesinin haberine göre ;

Adana’da tarımsal alanlarında sulama amaçlı kullanılan kanallara atılan kurban atıkları, kötü koku ve görüntüye neden oldu. Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ertan Kara, bu durumun halk sağlığını ve çevreyi ciddi anlamda tehdit ettiğini belirterek, tarımsal sulama yapan çiftçileri ve tarım işçilerini uyardı.bazı vatandaşlar, Kurban Bayramı’nda kestiği kurbanlıkların deri ve karın gibi atıklarını tarımsal alanlarda sulama amaçlı kullanılan kanallara attı. Ceyhan Nehri’ne kadar ulaşan bu kanallar kurbanlık atıklarıyla tıkanırken, suda halk sağlığını tehdit eden görüntüler ortaya çıktı. İlçedeki Akarcalı Mahallesi’nde bulunan Devlet Su İşleri’ne (DSİ) ait YS2 sulama kanalına kadar ulaşan hayvan atıkları nedeniyle mahalle sakinleri, bayramı kötü koku ile geçirdi.”

Vergilerini ödeyen bir vatandaş olarak sizin sorunuz değilmiş gibi düşünebilirsiniz. Ancak bizleri yönetenleri seçenler olarak görevlerini yap(a)mayanlardan da hesap sormamız gerekiyor. Neden gerekli önlemler alın(a)mıyor. Tercihlerimizi doğrudan, doğadan yana kullanmalıyız.

Yoksa kaçınılmaz sonla karşı karşıya geliyoruz. Göz göre göre denizlerimiz ve çevre ölüyor. Geçen senelerde tanıştığımız müsilaj ( deniz salyası) bu senede  gene gündemde. Uzmanlar “Marmara denizimiz ölüyor” diyor. Ya Göllerimize, derelerimize ne demeli, tuz gölü , ergene nehri durum çok vahim. Yurdumuzun her köşesinde sularımız ve çevre alarm veriyor. Ege ve Akdeniz sahillerimizde en hızla kirlenen bölgeler arasında.

İşin özü şu; yaşadığınız şehirde sizi yönetenler ne yaptılar, neleri vadettiler.  İstanbul’da yaşayan biri olarak çocuklumuzda bütün sahillerden denize girer hatta göllerde (küçük çekmece gölü) yüzer, oynardık. Eskilerde İstanbul bir deniz şehriymiş.

Yabancıların Altın boynuz (Golden Horn) diye bahsettikleri Haliç’te bile yüzülebiliyormuş.

Şimdilerde ise tek tük yerler kaldı, (adalar, kuzey kıyılarımız) onlarda gün geçtikçe kirleniyor. Yanı başımızdaki komşumuz Yunanistan’ın denizleri pırıl pırıl, şehir içinden bile plajlardan denize girilirken biz ne boğazda ne Haliç’te ne güzelim körfezlerimizde denize giremiyoruz. Neden acaba?

2025 yılı itibarıyla İstanbul’da toplam 90 atık su arıtma tesisi bulunmaktadır. Bu tesislerin toplam günlük arıtma kapasitesi yaklaşık 6 milyon 161 bin metreküptür. Bu tesislerin 13’ü ileri biyolojik, 62’si biyolojik, 7’si ön arıtma, 7’si paket atık su tesisi ve 1’i membran atık su arıtma tesisi olarak faaliyet göstermektedir.

İleri biyolojik arıtma tesislerinin günlük kapasitesi 2 milyon 120 bin metreküptür. Bu, toplam arıtma kapasitesinin yaklaşık %34,4’üne denk gelmektedir. 

İstanbul’daki atık su arıtma tesisleri, şehrin büyüklüğü ve nüfus yoğunluğu göz önüne alındığında önemli bir altyapı oluşturmakta; ancak mevcut kapasite ve teknoloji düzeyi, çevresel sürdürülebilirlik açısından hâlâ yetersiz kalmaktadır

Marmara Denizi’nde 2021 yılında yaşanan müsilaj krizi, atık su arıtma tesislerinin yetersizliğini ve mevcut tesislerin teknolojik olarak güncellenmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Bu durum, İstanbul’daki atık suların yeterince arıtılmadan denize deşarj edildiğini ve çevresel sorunlara yol açtığını göstermektedir.

 

Siz sifonu çektikten sonra atıkların başına gelen süreç şu şekildedir:

  1. Tuvaletten Kanalizasyona Geçiş: Sifonu çektiğinizde, tuvaletteki atıklar suyla birlikte evin altındaki borular aracılığıyla kanalizasyon sistemine yönlendirilir.
  2. Kanalizasyon Hattı: Bu atıklar, yer altındaki geniş kanal boruları boyunca, bazen doğal eğimle bazen ise pompalarla, atık su arıtma tesislerine taşınır.
  3. Atık Su Arıtma Tesisi: Burada su birkaç aşamada temizlenir:
    • Ön Arıtma: Büyük katı maddeler (bez, plastik vs.) filtrelenir.
    • Biyolojik Arıtma: Mikroorganizmalar kullanılarak organik maddeler parçalanır.
    • Kimyasal Arıtma: Fosfat ve azot gibi kimyasal maddeler giderilir.
  4. Temizlenen Su: Arıtılan su, çevre ve insan sağlığına zarar vermeyecek şekilde, nehirlere, denizlere veya tarımda sulama için doğaya bırakılır.
  5. Katı Atıklar: Arıtma sırasında ayrılan çamur gibi katı atıklar ise kurutulur ve bazıları yakılarak enerjiye dönüştürülür ya da kontrollü şekilde depolanır.

Güzel ülkemde nehirler, göller, denizler maalesef yeterli arıtma tesislerimiz olmadığından her geçen gün daha fazla kirleniyor. Endüstriyel atıklar da korkunç seviyelerde.

İstanbul Adaları’ndaki atık su yönetimi, çevresel etkileri nedeniyle uzun süredir tartışma konusudur. Bölgedeki kanalizasyon sistemleri, atık suları ön arıtmadan geçirerek Marmara Denizi’ne derin deniz deşarjı yöntemiyle boşaltmaktadır. Bu yöntem, atık suların denizin derinliklerine yönlendirilmesini sağlar, ancak çevresel etkileri konusunda endişeler bulunmaktadır.Adalar’da, özellikle Büyükada, Heybeliada, Burgazada ve Kınalıada’da, atık sular ön arıtmadan geçirilerek denize deşarj edilmektedir. Ön arıtma, atık sudaki iri maddeleri ve yüzen cisimleri ayırmak için kullanılan bir işlemdir ve gerçek anlamda bir arıtma sağlamaz. Bu süreçten geçen atık sular, denizin derinliklerine yönlendirilir. Örneğin, Büyükada’daki sistem, atık suları 60 metre derinliğe ve 2200 metrelik bir boru hattı aracılığıyla denize boşaltmaktadır.

Pis suların lodosla birlikte Adaların ön tarafına, poyrazla birlikte de Adaların arka taraflarına doğru aktığı belirtiliyor.Deniz deşarjları Marmara’daki canlı yaşamını da olumsuz etkilemektedir.Ayrıca yol ve meydanların temizliğinde kullanılan yıkama sularının, bu defa yağmur suyu kanallarıyla denize doğrudan deşarjı da söz konusu.

Derin Deşarj Nedir? Derin deşarj, arıtılmış veya kısmen arıtılmış atık suyun, denizin derinliklerine, çoğunlukla oksijen seviyesinin düşük olduğu tabakalara, borular aracılığıyla boşaltılması işlemidir. Bu yöntem, atık suyun hızlı bir şekilde dağılmasını ve seyrelmesini sağlayarak, yüzey suyu kalitesini koruma amaçlı kullanılır.

Geçmiş yıllarda büyük kentlerin yakın çevresindeki tarım arazilerinde temiz olmayan akarsuların su kaynağı olarak kullanıldığı yönündeki haberlere rastlanırken, son dönemlerde yaşanan kuraklık sonucu su kaynaklarının yetersizliği nedeniyle çiftçilerin meyve ve sebze bahçelerini kanalizasyon sularıyla sulamaya başladıkları yönünde bazı medya organlarında yer alan haberler, insan sağlığına vereceği zararlar açısından endişe vericidir.

Kanalizasyon sularının tarım ürünlerinin sulanmasında kullanılması, insan sağlığını ciddi boyutta tehdit eden patojen (hastalık yapan) mikroorganizmalar içermesi nedeniyle son derece tehlikeli bir durum yaratmaktadır.

Atık suların uygun olarak toplanması ve arıtıldıktan sonra güvenli yöntemlerle tarımda kullanılması teşvik edilmelidir. Bu sayede su tasarrufu sağlanır ve su kaynakları kirletilmez, bitki verimi artar, yapay gübre gereksinimi azalır, atık sular doğaya zarar vermeden en yararlı şekilde uzaklaştırılmış olur.

Kimyasal içerikleri bakımından, atık suların tarımsal amaçlı kullanımını kısıtlayan asıl önemli sorun yüksek tuz konsantrasyonu ve Na, Cl, SO4 gibi iyonlardır. Çünkü kullanılmakta olan atık suları arıtma yöntemleri ile bu sorunlar giderilememektedir. Suların içerdiği anyon ve katyonları arıtmak için ters ozmos, membran filtrasyonu gibi arıtma yöntemleri gerekmektedir ki, bu da sulamada kullanılacak sular için çok pahalı olup ekonomik değildir. Patojen içeriklerinden kaynaklanan riskler ise uygun arıtma ve diğer risk yönetim stratejileri birlikte kullanılarak önlenebilmektedir. İlaçlar (analjezikler, kafein, kolesterol ilaçları, antidepresanlar, antibiyotikler) ve endokrin sistemini bozan maddeler (doğum kontrol ilaçları- estradiol bileşikleri, bitki östrojenleri, böcek ilaçları, bifenoller ve ağır metaller gibi endüstriyel kimyasallar) gibi kirleticiler, özellikle içme suyu olarak insanlar tarafından kullanılan yüzey ve yeraltı su kaynaklarına karışırlarsa insan sağlığı için tehdit oluştururlar. Arıtılmış atık suların, planlı ve kontrollü olarak sulamada kullanılması ile bu maddelerin temiz su kaynaklarına karışması da önlenmiş olur.

Biz sadece sifonu çekerek bu olumsuzluklardan kurtulamayız. Yetkililerin yeterli denetim yapmaları ve yeterli tesisleri kurup işletmesi için çaba göstermeliyiz. Yoksa Doğayla birlikte bizde Ölmeye mahkumuz.

KAYNAKLAR :

https://iski.istanbul/kurumsal/iski-tesisleri/

https://adagazetesi.com.tr/adalar-ilcesi-ve-derin-desarj-cevresel-sorumluluk-ve-surdurulebilirlik.html?srsltid=AfmBOorqQ6NADJPxCLXPjUxX2OThp10lOzMh_Jf00WnzQswBC6OIW9pn&utm_source=chatgpt.com

https://www.zmo.org.tr/icerik/kanalizasyonla-tarim-urunlerinin-sulanmasi-tehlikelidir-

https://www.bbc.com/turkce/articles/clyjyrl28rvo

https://www.sozcu.com.tr/kurban-atiklarini-kanallara-attilar-sonucu-felaket-oldu-p182832

admin
Latest posts by admin (see all)
Paylaş :

Comment here