Yazarlar

Ele Verir Talkını, Kendi Yutar Salkımı

Dergimizin hedef kitlesi yemek ve gıda üreticileri, servis sağlayıcılar ve eğitim ayağındaki diğer paydaşlarımız. Benim de bu sütunlarda, yemek ve gıdaya dair yazmam beklenir. Ama ülkemizdeki gündem o kadar karma karışık ki, bu gündemden ayrılıp bir türlü gıdaya ve yemeğe dönmek mümkün olmuyor.

Seçimlerden çıktık. Önümüzde orta vadeli plan ve enflasyonu düşürme, ekonomiye istikrar kazandırma hedefi vardı. Peşinden anayasa tartışmaları, lokantalardaki KDV uygulamaları, fahiş fiyatla mücadele, arkasından tasarruf tedbirleri, arkasından İBB Başkanı’nın gazetecilerle yaptığı Roma gezisi, arkasından Ulaştırma Bakanı’nın gazetecilerle Almanya gezisi, tarafların birbirini müsriflikle suçlamaları, sokak hayvanları sorunu…

Mevcut iktidar döneminde 3 kez anayasa değişikliği için teklif getirildi, 3 teklif de kabul edilerek, her defasında anayasada değişiklik yapıldı. Hele son değişikliğin yapıldığı 2017’de devletin yapısında önemli ölçüde değiştirildi. 22 yıldır ülkeyi yöneten, 3 kere anayasayı değiştiren iktidar, yine ve yeniden “bu anayasayla olmaz” diyor.

Yemekte KDV neredeyse son bir yıldan bu yana % 10 olarak uygulanıyor. Ancak, yemeği gıda gibi % 1 oranla fiş ya da faturayı dönüştüren gıda işletmelerinden bahisle, Hazine ve Maliye Bakanlığı geçtiğimiz günlerde öyle bir çıkış yaptı ki, sanki herkes yemekteki KDV’nin yükseldiğini zannetti. Oysa yemekteki KDV son bir yıldır, zaten % 10… Bakanlığın şikâyet ve tehditleri bir yana bırakıp, son bir yıldan beri kim % 9’luk KDV farkını cebe indirdiyse bunları tespit etmesi, vergi aslı, gecikme zammı ve vergi kaçakçılığı cezaları ile tahsil etmesi gerekir.

Tasarruf tedbirleri, tedbirlerin kapsamı ve esaslarla ilgili sunum Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından geçtiğimiz haftalarda yapıldı. Adı devlette tasarruf ama büyük ölçüde kaybedilen mahalli idareleri zapt-ı rapt altına almak, vatandaşa hizmet için yapılacak yatırımların önünü keserek siyasi rakiplerin seçmen gözünde prim yapması engellemek gibi bir hedef amaçlandığı görülüyor. Eğer devlette bir israf varsa, aynı koltukta 22 senedir oturan iktidar bunu görmedi mi, bu zamana kadar tedbire konu olan harcamaları neden yaptı, israfa neden göz yumdu?

İstanbul’da yapılacak uluslararası spor organizasyonunun imza töreni için İBB Başkanı bir grup gazeteciyi, geçtiğimiz günlerde bir geceliğine Roma’ya götürmüş ve masraflarını karşılamış. İktidar çevresitarafından bununla ilgili kızılca kıyamet kopartıldı. Benzer gezilere  daha kalabalık grupları, çok daha uzak diyarlara götüren iktidar da, İBB Başkanı’nı kamu kaynaklarını müsrifçe harcamakla suçladı. Buna karşın Ulaştırma Bakanı‘nın yanına bir grup gazeteciyi de alarak, kamudan ihale alan firmanın özel uçağı ile Almanya’ya gittiği ortaya çıkınca, aynı iktidar buna sessiz kaldı. Sadece Bakan; “Bu aramızdaki sözleşmeye uygundur” diye, yasak savmak kabilinden bir açıklama çıktı.

Önceki yazılarımda detaylı olarak yazdım. Anayasa ve kanunlarımız mevcut olmasına rağmen, zaten etkin bir şekilde uygulanmıyor ve işlemler sürümcemede bırakılıyor. Eğitim, adalet, sağlık, kamu düzeni her geçen gün geri gidiyor. Öyle olmasaydı mahkemelerdeki davalar yıllarca sürer miydi? Her gün yeni bir çete ortaya çıkarılır, İçişleri Bakanı sürekli mesaj yayımlar mıydı? Kiracılar ev, sahipleri sürekli karşı karşıya kalır mıydı? Ülkenin her yerine apartman üniversite yapılır, buradan mezun olanlar sadece KPSS sınavı ve memuriyetten başka bir hedefleri olmaz mıydı? Devlet hastanelerinden tıbbi tahlil ve uygulamalar, ameliyatlar için haftalar ve aylar sonrasına randevu oluşturulur muydu? Yoğun bakım hastaları, özel sağlık kurumlarına gönderilir miydi?

Atalarımızın bir sözü var. Ele verir talkını, kendi yutar salkımı… Gündemdeki konulara baktığımızda, ülkeyi yönetenlerin de aynı böyle yaptığını görüyoruz. Her türlü harcamayı yaparken, vatandaşın parasını istediği gibi harcarken kimseye hesap vermeyenler, söz konusu siyasi rakipleri olduğunda habbeyi (su damlacığını), kubbe yapıyor ve ortalığı yangın yerine çeviriyorlar.

Bu hamasetçi, günü kurtaran sözler ve eylemlerle hiçbir yere varamayacağız. Gözümüzün içine baka baka yalan söylerler ve bizler de sesimizi çıkartmadan otururuz. Neden? Çünkü bilmiyoruz. Anayasayı okumuyoruz. Kanunları, yönetmelikleri incelemiyoruz. Ne hakkımızdır, ne hakkımız değildir bilmiyoruz. Bilmediğimiz için havanda su döver gibi boş-boş konuşuyoruz. Bunu bilen uyanık siyasetçi de, gündemi bir anda sokak hayvanları ile değiştiriveriyor.

Bizim haklarımızı bilmemiz ve talepkâr olabilmemiz için okumamız gerekiyor. Anayasayı, kanunları, yönetmelikleri, tebliğleri okumamız gerekiyor. Yol-yordam,usül bilmemiz gerekiyor. Apartman yöneticisi kafasına göre aidat toplamaya kalkıyorsa ödememek gerekir. İcraya veriyorsa, itiraz etmek gerekir. Mahkemeye veriyorsa, yasal gerekçelerle karşı durmak gerekir. “Adam sen de, bana ne, uğraşamam” dersen, sürekli anayasayı da değiştirirler, kanunları da, uçakları da… Biz de seyrederiz. Ne olup bittiğini anlamaya çalışırız, ama anlayamayız.

 

 

Loading

Engin Güner
Latest posts by Engin Güner (see all)
Paylaş :

Comment here